site içi arama

GAZNELİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GAZNELİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2016 Cumartesi

GAZNELİ MAHMÛD

Gazneliler Devletinin en büyük hükümdârı, Hindistan Fâtihi ve büyük İslâm kahramanı. 2 Kasım 971 (H.361) târihinde doğdu. Babası Gazneliler Devletinin kurucusu Sebük Tegin, annesi ise Zâbulistan bölgesinden asil bir âilenin kızıydı.
Daha gençlik yıllarında devlet idâresinde görev almaya başladı ve babasının yanısıra katıldığı savaşlarda cesâret ve zekâsıyla kendini gösterdi. Babası Sebük Tegin’in vefâtı üzerine, orada bulunan küçük kardeşi İsmâil, yerine geçti ise de, Sultan Mahmûd hemen Gazne’ye giderek, mülkünü kardeşinin elinden aldı ve saltanatını îlân etti (997). Sâmânîlerin elinde kalmış olan Buhârâ, Horasan, Herat, Belh, Bust ve Kâbil’i zaptetti. İran ve Irak taraflarında hüküm süren Şiî Büveyhîler (932-1062) ile önce savaş ve sonra sulh ederek saltanatını tanıttırdı. Şâfiî âlimi Ebû Hâmid İsfahânî’yi Bağdat’taki Abbâsî halîfesine gönderdi. Halîfe el-Kadir (991-1030), Gazneli Mahmûd’un elçisini memnûniyetle karşıladı. Yeni hükümdâra saltanat alâmetlerinden hil’at, tâç, bayrakla birlikte, sâhib olduğu ülkelerin “Ahid”ini gönderip, “Yemînü’d-Devle”, “Velî Emîrü’l-Mü’minîn” ve “Emîrü’l-Mille” lakablarını verdi. Sultan, gönderilenleri kabulden sonra İslâm dînini yaymak ve İslâm düşmanlarıyla mücâdele etmek için her yıl Hindistan’a sefer yapmayı vâdetti. Bundan sonra başşehir Gazne’de büyük bir merâsimle hil’ati ve tâcı giyen Mahmûd, Abbâsî Halîfesi El-Kadir adına hutbe okuttu.
Sultan Mahmûd sırasıyla Horasan ile bugünkü Afganistan ve Belûcistan denilen ülkeleri tamâmen hükmü altına aldı. Mâverâünnehr Hânı İlikHan ve sonra Kadir Hanla savaşarak, Ceyhûn’un ötesine ve Harezm’e kadar sınırlarını genişletti. Şiî Büveyhîlerden İran ve Irak taraflarında Rey, İsfehan, Kazvin, Sâve, Zencan, Ebher şehir ve kalelerini alıp, sapık akımlara kapılanları şiddetle cezâlandırdı. Râfizîliği ve felsefî ideolojilere âit kitapları imhâ ettirip, yıkıcı faaliyetlere katılanları sıkıca tâkib ettirdi.
Gazneli Mahmûd böylece ülkesinin kuzey cephesini emniyete aldıktan sonra, tahta çıkarken yaptığı yemine ve verdiği söze sâdık kalarak Hint seferlerine başlamaya karar verdi. Eylül 1000 târihinde ilk Hind Seferine çıkan Sultan Mahmûd, bu târihten 1027 yılına kadar Hindistan’a on yedi büyük sefer düzenledi.
Birinci seferine Eylül 1000 târihinde çıktı. Kabil’in doğusunda Lamgan bölgesinde Hintlilerin elinde bulunan birkaç kaleyi zabtederek geri döndü. Sultan Mahmûd’un İkinci Hind Seferi, Vayhand Racası Caypal’e karşı oldu. 27 Kasım 1001 târihinde Peşaver yakınlarında yapılan savaşı Gazneli ordusu kazandı. Caypal on beş kadar oğlu, torunu ve büyük kumandanlarıyla esir düştü. Sultan Mahmûd’un eline bu zaferden sonra muazzam bir ganîmet geçti. 1004 yılında Bhatiya bölgesi racası Beci Ray üzerine yürüdü. Bu seferde Bhatiya Racalığının bütün bölgelerini ele geçirdi. Bölgede mescitler ve minberler inşâ ettiren Sultan, İslâmiyetin esaslarını öğretmeleri için âlimler de tâyin etti.
Sultan Mahmûd dördüncü seferini Multan üzerine yaptı. Multan Hâkimi Ebü’l-Feth Dâvûd, Karmatî bozuk inanışına sâhib olup, Ehl-i sünnet düşmanıydı. Gazne ordusunun üzerine geldiğini haber alan Ebü’l-Feth şehri terk ederek İndus Nehri üzerindeki bir adaya kaçtı. Multan’ı zabteden Sultan, buradaki Karmatîleri cezâlandırdı. 1008 yılında Multan’ın yeni vâlisi Suhpal’ın Müslümanlığı terk ederek Moğol dînine dönmesi üzerine, Sultan Mahmûd çetin kış şartlarına rağmen Beşinci Hint Seferine çıktı. Multan önünde yapılan savaşı kazanarak, Suhpal’ı tutuklatıp Multan ve çevresinin idâresini komutanlarından Tegin Hazin’e bırakarak Gazne’ye döndü. Aynı yıl Kuzeybatı Hindistan ve Pencab bölgesi racalarının İslâmiyetin yayılmasını önlemek üzere faaliyete girişmeleri üzerine tekrar harekete geçen Sultan Mahmûd, müttefik kuvvetlere karşı Vayhand şehri ovasında yapılan muhârebeyi ağır kayıplar vererek kazandı. Ancak bu savaş ile Kuzey Hindistan racalarının kuvvetleri ezilmiş ve Pencab yolu Müslüman-Türk orduları için güvenli bir hâle getirilmiş oldu.
Sultan Mahmûd, Ekim 1009 târihinde büyük bir ticâret merkezi olan Narayyanpur’u zabtetti. 1010 târihinde çıktığı seferde Multan’ı bütünüyle fethetti. Müslümanlara eziyet eden Karmatîlere ağır bir darbe daha indirildi. 1014 târihinde çıkılan Dokuzuncu Hint Seferinde Nandana Kalesinin fethinden sonra Keşmir üzerine yüründü. Keşmir kuvvetleri iki defâ bozguna uğratıldı. Bu zaferin Hindistan’daki yankıları pek büyük oldu ve İslâmiyet en uzak yerlere kadar yayıldı.
Sultan Mahmûd, onuncu seferini, Hintlilerce mukaddes bilinen pekçok tapınak ve putun bulunduğu Thanesar şehrine yaptı. Hiçbir mukâvemetle karşılaşmadan şehre giren Sultan, bütün putları kırdırdı. “Çakrasvami” adındaki en meşhur putu Gazne’ye götürerek halka gösterdi. Bu zafer Hinduların Müslümanları tanımalarına sebeb oldu. Bunun netîcesinde pekçok kimse İslâmiyetle şereflendi. 1015 yılında Keşmir yolu üzerine Lokhot Kalesini kuşattı ise de şiddetli kış yüzünden bir netîce elde edemeyerek geri döndü
Hint dünyâsı Sultan Mahmûd’dan o derece yılmıştı ki, herhangi bir yere sefere çıksa şöhreti ondan önce varıyor ve şehirler korkudan teslim oluyordu. On ikinci seferini zengin ve bayındır bir ülke olan Kanave’a karşı yaptı. Sirsava Kalesini zaptetti. Baran (Bulendşehr) Kalesi önüne geldiğinde Raca Hardat, Sultânı karşılayarak Müslüman olduğunu bildirdi ve şehri teslim etti. Onunla birlikte 10.000 taraftarı da İslâmiyeti kabul etti. Mahmûd Han, sefere devamla Cumne ile Ganj nehirleri arasında bütün şehirleri aldı. 20 Aralık 1018’de de asıl hedefi olan Kanave’i fethetti. Bu seferden tahmînen üç milyon dirhem para, altmış bin esir ve beş yüz fil ganîmet ile dönüldü.
1020 yılında Kalincar, 1021’de Keşmir ve 1022’de tekrar Kalincar racaları üzerine seferler düzenleyen Sultan, bunları itâat altına aldı. On altıncı ve en meşhur seferleri Somnat üzerine yaptı. Bu şehirde bulunan kutsal bir tapınaktaki put her yıl yüzbinlerce Hindû tarafından ziyâret edilir ve en kıymetli mücevherlerle süslenirdi. Sultan Mahmûd bunu işitince bu sapık inançla birlikte o putu da yıkmaya karar verdi. Bu sâyede Hintliler arasında İslâm dîninin yayılması da çabuklaşmış olacaktı. 18 Ekim 1025 târihinde otuz bin atlı ve yüzlerce gönüllüden meydana gelen orduyla harekete geçen Sultan, 8 Ocak’ta Somnat’ı zabtetti. Tapınağa girdikten sonra müezzine, tapınağın üzerine çıkarak ezân okumasını emretti. Tapınaktaki putların tamâmını kırdırdı. Rivâyete göre tapınaktaki ganîmetten Sultân’ın payına düşen beşte bir malın değeri yirmi milyon dînâr idi. On yedinci seferinde ise Karmatî olan Mansura hâkimi Hafif’i cezâlandırdı.
Yemînüddevle Mahmûd Gaznevî, cihangirâne fetihleri yanında, âlim bir zât olup, ilme ve sanata büyük önem verirdi. Sultan’ın sarayında her gün âlim ve şâirlerle devamlı ilmî müzâkereler yapılırdı. Sultan bu toplantıların birçoğuna kendisi de iştirâk ederdi. Sultan Mahmûd’un adına birçok eserler yazılmış olup, kendisine takdim edilmiştir. Firdevsî’nin Şehnâme’si bunlardan biridir. Ehl-i sünnet âlimlerinin yetiştirilmesine büyük gayret sarf eden Gazneli Mahmûd, Râfizî ve bid’at ehline karşı sert, hak mezhep ve ehline karşı pek yumuşaktı. Dîne, medeniyete hizmetleri pek büyük oldu. Parlak bir devir açtı. Ebü’l-Hasan-ı Harkânî hazretleri onun zamânında yaşamış en büyük İslâm âlimlerinden biridir. Otuz üç sene adâlet ve muvaffakiyetle saltanat sürüp, 1030’da Gazne’de vefât etti. Gazne’deki türbesi pek mükemmel ve müzeyyendi. Yerine oğlu Celâlüddevle Muhammed geçti.
Sultan Mahmûd, ömrünün kırk beş senesini savaş meydanlarında dâimâ hareket hâlinde geçirdi. O, Türk-İslâm dünyâsının yetiştirdiği en büyük hükümdârlardan biridir. Son derece cesûr ve o derece de ihtiyatlıydı. Âlimleri toplayıp çok hürmet ve ikramda bulunurdu. Onların kalplere feyz veren sohbetlerinden faydalanırdı. İslâmiyeti yaymak gâyesiyle, iki cephede faâliyette bulundu. Hindistan’daki putperest Berehmenler ve Mısır Fâtımî Devleti (909-1171)nin yoğun propagandası ile İslâm ülkelerinde yayılan ve yıkıcı Râfizî-Bâtınî hareketleriyle mücâdele etti. Berehmenleri her yerde mağlûbiyete uğrattı. Buna karşılık Râfizîliği sıkı tâkib edip, ideolojilerini yasaklayıp, yıkıcı ve bölücü eserlerini imhâ etmesine rağmen, faaliyetlerini bütünüyle ortadan kaldıramadı. Lâkin yayılmasını büyük ölçüde önledi.
Devletin menfaatlerinin gerektirdiği her çâreye başvuran bir hükümdârdı. Hâdiseleri isâbetlice değerlendirmekte pek mâhirdi. Ordusu özel tâlim ve terbiye ile yetiştirilen ve sultânın şahsî birliklerini meydana getiren “Hassa Ordusu” ile ganîmetten hisse alan “Gönüllüler”den meydana gelirdi. Gaznelilerin savaş gücünün büyük bir kısmını gönüllüler meydana getirirdi. Sultan Mahmûd, İslâm ülkelerinden, vazîfeli adamları aracılığıyle gâziler toplattığı gibi, sefer zamanlarında her taraftan gelerek kendiliklerinden orduya katılanlar da kalabalık bir mikdâra ulaşırdı. Sultan Mahmûd, bu sistem sâyesinde, Orta Doğuda cihâd yapmak arzusunda olan gayretli Müslümanlar ile zararlı faaliyetlerde bulunarak sosyal bünyeyi sarsabilecek işsiz güçsüzleri başka bölgelere seferber ederek, onlara yeni imkânlar temin ediyordu. Böylece, zâlim olmayan, bir disiplin altında toplanabilen bu insan gücünü, ülkelerine problem olmaktan çıkarıyordu. Hindistan seferleri netîcesinde Gazneli Devleti, sınırlarını genişletip, çok zenginleşti. Gazne şehri parklar, bahçeler, zafer âbideleri, câmiler ve Ulu Câmi gibi mîmârî eserlerle süslenmişti. Ayrıca Belh, Nişâbur gibi büyük şehirler de, o devrin en güzel ve bakımlı beldeleri hâline gelmişti.
Gazneli Mahmûd, kalabalık orduları sevk ve idârede muktedir, üstün bir kumandanlık kâbiliyetine sâhipti. Her türlü iklim ve tabiat şartlarına göre savaş usûlü tatbik etmek, malzeme temin etmek, askerî birlikler yetiştirmekte de askerî bir dehâsı vardı. Hindlilere karşı iyi tâlimli okçu tümenleri kullanmış, Mâverâünnehr, Harezm ve Büveyhîler seferlerinde, bu ülkeler ordularının savaşmağa cesâret edemedikleri filleri ileri sürmüştü.

Gazneli Mahmûd gerek iyi idâresi, gerekse hak severliği ve adâletiyle yüzyıllarca sevilmiş örnek devlet adamlarından biridir.

GAZNELİLER

Gazne’de 962-1187 (H.351-583) yılları arasında hüküm süren Türk-İslâm devleti.
Sâmânî Devletinin (819-1005) en parlak devirlerinde çok sayıda Türk, gruplar hâlinde Mâverâünnehr yoluyla İslâm dünyâsına getirilmekteydi. 912 yılından îtibâren ise Sâmânî Devletinin vâli ve komutan kadrolarında Türk isimleri de görülmeye başlandı. İşte bu Türk komutanlardan biri de Gazne Devletini kuracak olan Alptegin’dir. Alptegin, 961 senesinde vezir Ebû Ali Muhammed Belâmî ile birleşerek Sâmânî Şehzâdesi Nasr’ı tahta oturtmak istediyse de bu arzusunu gerçekleştiremedi. Bunun üzerine kendisine bağlı birliklerle Afganistan’daki Gazne’ye çekildi ve burada bulunan Levik Hânedânını bölgeden uzaklaştırarak, şehre hâkim oldu. Böylece Gazne Devletinin temelini attı (962).
Alptegin’in 963’te ölümü üzerine yerine geçen oğlu Ebû İshak İbrâhim, dört yıla yakın süren saltanatında Sâmânîlerle dost geçinme yolunu tercih etti. Ölümünden sonra 966’da yerine Bilge Tegin geçti. Bilge Tegin, Buhârâ’da Sâmânî komutanlarından Fâik’in üzerine gönderdiği bir orduyu bozguna uğrattı. Bu mağlûbiyetten sonra bir daha Buhara’dan Gazne’ye ordu gönderilmedi. Bilge Tegin 975’te Hindistan üzerine yaptığı seferde Gerdiz Kalesini kuşatırken şehid düştü. Gazne’de ilk sikke bunun zamânında kesildi. Yerine geçen Pîrî Tegin, devleti yönetecek husûsiyetlere sâhib olmadığından beş yıllık saltanattan sonra tahtı Sebük Tegin’e bıraktı.
Devletin asıl kurucusu olan Sebük Tegin, Isık Göl civârında Barsgan’da doğmuş, 960’a doğru Müslüman olmuş, köle olarak satıldığı Alptegin tarafından terbiye edilip, mânevî evlâd edinilmiş ve mühim mevkilere getirilmişti. Hükümdâr olunca, “Nâsırüddîn Sebük Tegin Kara Beçkem” adını aldı. İyi bir idâreci ve komutan olan Sebük Tegin, Toharistan ve Zabülistan’la Zemindaver eyâletini, Gor bölgesini ve Belucistan’ın bâzı yerlerini ülkesine kattı. 979’da Hindistan’ın kuzeybatısında yerli hükümdârların en güçlülerinden Caypal’ı yenilgiye uğratarak Hindistan hâkimiyetine ilk adımı atmış oldu. Kâbil Nehri boyunca Peşâver’e kadar ilerleyerek bu bölgelerde İslâmiyetin yayılmasını sağladı.
Sebük Tegin’in 997’de ölümünden sonra yerine oğlu İsmâil geçti. Ancak kısa bir süre sonra tahtı ağabeyi Mahmûd’a bırakmak zorunda kaldı.
Mart 997’de tahta çıkan Sultan Mahmûd, Gazneli Devletinin kurucusu, Hindistan’a İslâm dînini yayan ve burada yüzyıllarca sürecek olan Türk hâkimiyetinin temellerini atan, târihin büyük cihangirlerinden ve hükümdârlarındandır. Sâmânoğullarının yıkılışına rastlayan bir zamanda tahta çıkan Sultan Mahmûd, ilk iş olarak Horasan’da hâkimiyetini tesis etti. Zaman zaman Karahanlılarla rakip duruma düşmekle berâber, güneydeki (Hindistan) ve batıdaki (İran) fetihleri için müsâit bir zemin ve elverişli şartlar buldu. Şiîlere karşı halîfeyi şiddetle savundu ve sünnî mezheplerin koruyucusu oldu.
Sultan Mahmûd İran, Irak ve Harezm’i ülkesine kattıktan sonra Hindistan üzerine on yedi sefer düzenledi. 1000 yılında Peşâver şehrini aldı. Ertesi yıl Hindistan ordusunu yenip, Hindistan’ın en zengin eyâletlerinden biri olan Pencab’ı ele geçirerek, Hindistan’ın kuzeyine tamâmen hâkim oldu. Çok büyük ganîmetlerle Gazne’ye dönüp “Gâzi” ünvânını aldı. Beşinci seferinde Ganj Vâdisini ele geçirdi.
Sekizinci Seferinde ise 150.000 kişilik Hindû ordusunu imhâ etti. En meşhur seferi olan 11. Seferinde ise Gucerat’a girdi ve büyük ganîmetle geri döndü. Sultan Mahmûd 1030’da öldüğü zaman, Gazneli Devleti, batıda Âzerbaycan hudutlarından, doğuda Hindistan’ın Yukarı Ganj Vâdisine, Orta Asya’da Harezm’den Hint Okyanusu sâhillerine kadar uzanan çok geniş bir sâhaya yayılmıştı. (Bkz. Gazneli Mahmûd)
Sultan Mahmûd’dan sonra yerine oğlu Muhammed geçti ise de bu sırada Isfahan ve Rey umûmî vâlisi bulunan kardeşi Mes’ûd tarafından tahttan indirildi. Ekim 1030’da tahta çıkan Sultan Mes’ûd, iyi bir asker olmakla berâber, babasının komşularla iyi geçinme siyâsetini devâm ettiremedi. Özellikle Selçuklularla olan geçimsizlikleri uzun ve kanlı savaşların çıkmasına sebeb oldu. Horasan’ın bir kısmını alma başarısını gösteren Selçuklulara karşı, Dandanakan Meydan Muhârebesinde (1040) Sultan Mes’ûd büyük bir mağlûbiyete uğradı. İran, Harezm ve Mâverâünnehr’e Selçukluların hâkim olmaları, Gaznelileri Afganistan ve Hindistan toprakları üzerinde yaşamaya mahkûm etti.
Bu mağlûbiyetten sonra Gazne’ye dönerek âilesini ve hazînelerini toplayan Sultan Mes’ûd, Lahor’a gitmek üzere yola çıktı. Ancak yolda muarızları tarafından yakalanıp hapsedildi ve Girî hapishânesinde yeğeni tarafından 1041’de öldürüldü. Yerine daha önce tahttan indirilip kör edilen kardeşi Muhammed çıkarıldı. Babasının öldürüldüğünü duyan Mevdûd, Belh’den Gazne’ye yürüyerek, Muhammed’i tahttan indirip hükümdâr oldu.
Mevdûd’un saltanatı (1041-1049) dış mücâdelelerle geçti. Zamânında Selçuklular önce Toharistan’ı, ardından Zemindaver’i ele geçirdiler. Diğer taraftan Delhi Racası da bâzı kaleleri almaya muvaffak oldu. Bunun yanısıra, Gazneli hâkimiyetinden kurtulmak istiyen Gurlular da harekete geçtiler.
Mevdûd’un 1049’da ölümü ile Gazneli Devleti karışıklık içinde kaldı. Tahta İkinci Mes’ûd çıktı ise de oğlu karşı çıktı. İkinci Mes’ûd’un tahttan indirilmesi üzerine Bahâüddevle Ali tahta çıktı. Fakat bunun saltanatı da çok kısa sürdü.
İki yıl geçmeden Mahmûd’un oğlu Abdürreşîd tahta çıktı. Ancak tahtta gözü olan komutanlardan Tuğrul Bey, onu öldürüp tahtı elde etti. 1040’tan beri artan Selçuklu baskısı Tuğrul Bey zamânında durduruldu. Ülkede de eski âsâyiş yeniden sağlandı. 1059’da ölümü ile yerine çıkan kardeşi İbrâhim, ilk iş olarak Selçuklularla sulh yaptı. Oğlu Mes’ûd’u, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın kızı ile evlendirip dostluk tesis etti. Kuzey ve batıda bir kısım toprakların kaybedilmesine karşılık Hindistan’da bâzı kaleler ele geçirildi ve devletin sınırları Ganj Nehrine kadar uzandı.
Sultan İbrâhim’in 1099’da ölümünden sonra yerine geçen oğlu Üçüncü Mes’ûd, babasının Hindistan fütûhatı ve dâmâdı bulunduğu Selçuklularla dostluğu devâm ettirme politikasını iyi yürüttü. Ancak 1115’te vefâtı ile devlet yeniden âsâyişsizlik içine düştü. Kardeşler arasında taht rekâbeti başladı. Tahta çıkan Şîrzâd’ı, kardeşi Arslan öldürttü. Arslan, diğer kardeşi Behram Şah üzerine yürüyünce Behram Şah, Selçuklu Sultanı Sancar’a ilticâ etti. Bu durum, yarım asırdan beri devâm eden Selçuklu dostluğunu bozdu. Sultan Sancar, Gazne üzerine iki sefer düzenleyerek Arslan’ı yakalayıp öldürttü. Böylece Behram Şah 1117’de Gazne tahtını elde etti. Ancak bu târihten îtibâren Gazneliler, Büyük Selçuklu Devletine bağlı bir duruma geldiler. Bu devrin en önemli hâdisesi Gurluların harekete geçmeleridir. 1128’de Gur Melikü’l- Mülûk’u Kutbeddîn’in Behram Şah tarafından öldürülmesi, Gurluların ayaklanmasına sebeb oldu. Melik’in kardeşi Suri’nin Gazne’ye girmesi ile büyüyen isyân kısa sürdü. Fakat bir müddet sonra Alâeddîn Hüseyin önce Gazne’yi, ardından Bust’u tahrib edip, Gaznelilerin kuzeydeki hâkimiyetlerine son verdi. Oğuzların 1152’de Gazne üzerine yürümeleri üzerine Behram Şah, burasını kesin olarak bırakıp Lahor’a çekildi.
Behram Şah, 1160’da ölünce yerine oğlu Hüsrev Melik geçti. Bu sırada Gazne’de ikâmet etmekte olan Gurlu emir Muizzeddîn, 1173’ten îtibâren Hindistan seferlerine başladı. Gur akınları karşısında yerli Khokharlarla anlaşmaya çalışan Hüsrev Melik, bunların hıyânetini anlayınca Muizzeddîn’le anlaşmak için çâre aradı. Ancak bir netîce elde edemedi ve 1187’de esir düştü. Böylece Gazneli Devleti, Gurlu İmparatorluğuna ilhakla târih sahnesinden çekildi. Son Gazneli Sultanı Hüsrev Melik ile oğlu Behram Şah, önce Gazne’ye oradan Firizkuh’a ve nihâyet Belervan Kalesine götürülerek hapsedildi, birkaç yıl sonra da 1191’de öldürüldüler.
Büyük Türk Hakanlığı, yâni Karahanlılardan sonraki Müslüman Türk Devleti Gazneli Devletidir. Sünnî-Hanefî mezhebinde olan Gazneliler, sarayda Türkçe, edebiyâtta Farsça, fakat resmî yazışmada Arapçayı resmî dil olarak kullanmışlardır.
Devlet teşkilâtı: Gazneli Devletinde emir veya sultan, devletin tam hâkimidir. Devlet dâirelerine dîvân denilmektedir. Bu dîvânların en önemlileri, Dîvân-ı Vezâret, Dîvân-ı Arz, Dîvân-ı Risâlet veya İnşâ ve Dîvân-ı İşrâf idi. Dîvân-ı Vezâret, mâliye ve genel yönetim işlerine bakardı. Başkanı vezirdi. Dîvân-ı Arz bugünkü Savunma Bakanlığının karşılığı olup, başındakine Arız veya Sâhib-i Dîvân-ı Arz denilirdi. Askerin ihtiyaçlarını ve ordunun savaşa hazır bir durumda bulunmasını sağlamak, askerin sayısını bilmek ve gerektiği zaman sultana bildirmek, sultanın gezilerinde ihtiyaçlarını gidermek gibi görevleri vardı. Bu devlette ordu, dört kısımdan meydana gelirdi. Bunlardan süvâriler ilk kısmı meydana getirir ve ordunun en kalabalık bölümünü teşkil ederdi. Çoğunun iki atı vardı. İkinci bölümü yayalar meydana getirip sayıları az, başlıca vazîfeleri ise şehirleri korumalarıydı. Ordunun üçüncü kısmı sultanın özel birliğiydi. Buradaki askerler, Türkistan’daki oymak savaşlarında hâkimiyet altına alınan yerlerdeki Türk çocuklarıydılar. Ordunun son bölümünü filler meydana getirirdi. Bunlar doğrudan doğruya sultan tarafından denetlenirdi. Filcilerin çoğu Hindliydi. Bunların muhârebelerdeki görevi, düşman saflarını bozmak ve yarmak, düşman atları kendilerine ve kokularına alışmamışsa, onları ürkütüp bozgun çıkarmak, okçulara yüksek atış yeri sağlamaktı. Dîvân-ı Risâlet veya İnşâ, devletin genel haberleşme dâiresiydi. Hükûmetle işi olan halk da buraya başvururdu. Dîvân-ı İşrâf, devletin gizli haber alma teşkilâtı olup, çok gelişmişti
Kültür ve medeniyet: Gazneliler devri, siyâsî kudretin yanısıra kültür bakımından da parlak geçmiştir. Bir fıkıh âlimi olan Sultan Mahmûd ve oğlu Mes’ûd, İslâm terbiye ve kültürü ile yetişmişlerdi. Her iki sultan saraylarında devrin en büyük âlimlerini toplamaya çalıştılar. Şâirlere hürmet ve sevgi gösterdiler. Her sene onlar için yaklaşık dört yüz bin dînâr harcarlardı. Bu şâirler arasında Türk asıllı Ferrûhî ile Menuçehrî Damgânî, Escedî Gazâ’ir-i Râzî ve Şehnâme yazarı meşhur Firdevsî sayılabilir. Bunların başında Melik-uş-Şuarâ Unsûrî bulunmaktaydı. Sultan İbrâhim ve halefleri devrinde Gazne sarayında bulunan şâir ve edipler, İran edebiyâtının gelişmesinde önemli rol oynadılar. Bu devirdeki şâirler arasında; Ebü’l-Ferec Rûmî, Senâ’î, Osman Muhtârî ve Seyyid Hasan Gaznevî yer almaktaydı.
Târih yazıcılığı da Gazneliler devrinde parlak geçmiştir. Sebük Tekin ve Mahmûd devrini yazan Ebû Nasr Utbî, Zeyn-ül-Ahbâr isimli eserini Sultan Abdürreşîd’e sunan Gerdîzî, Mes’ûd devrini nakleden Ebü’l-Fazl Beyhekî, Gazneliler devrinin meşhur târihçileridir.
Sultan Mahmûd, 1017 senesinde Harezm’i ele geçirince, o devrin en büyük fen âlimi Bîrûnî’yi Gazne’ye getirdi. Bîrûnî, sultanın birçok seferlerine katılarak Hindistan hakkında Tahkîku mâ lil-Hind isimli eserini yazdı. Bu, Hindûların inanç ve âdetlerini tarafsız olarak tedkik eden ilk İslâmî eserdir. Eserde Hind dîni ve Hindistan coğrafyası hakkında çok geniş bilgi bulunmaktadır.
Gazne sultanları, edebiyât alanında olduğu kadar mîmârî faâliyetleri ile de dikkat çektiler. Sultan Mahmûd ve Mes’ûd, büyük inşâ faaliyetlerinde bulundular. Fakat onların bu eserlerinden günümüze çok azı ulaşmıştır. Sultan Mahmûd, halkın fâidelenmesi için çarşı, köprü ve su yolu kemerleri yaptırdı. Bunlardan Gazne’nin kuzeyindeki Bend-i Mahmûd’i bu güne kadar mevcûdiyetini korumuş ve kullanılmıştır. Sultan Mahmûd, Gazne’de birçok câmi ve mescid yaptırdı. Gazne Câmiinin yanına geniş bir medrese inşâ ettirdi. Burası hem medrese hem de kütüphâneydi. Birçok odaları, Gazne âlimlerinin okuması ve okutması için, tavandan tabana kadar kitapla doluydu. Sultan, bu medresede ders veren hoca ve okuyan talebeler için, medresenin evkâfından dolgun maaş tâyin ederek onların geçimini sağlamıştır. Dokuz yüzyıl geçmesine rağmen, cilâ ve parlaklığı bozulmayan Gazne Câmiinin iki minâresi hâlâ ayakta olup, dış kısmı cilâlı sarı tuğladandır. Minârelerin birbirinden uzaklıkları 360 ve yükseklikleri 45 m kadardır. Üzerlerinde kûfî yazılar vardır
Gazneliler, kuzey Hindistan fütühâtını tamamlayınca İslâm dînine Pencab’da kuvvetli bir dayanak noktası elde edilmesini sağladılar. Böylece daha sonraki Hindistan fetihlerine sağlam bir zemin hazırlayarak, Türk ve İslâm târihinde önemli rol oynadılar.
GAZNE SULTANLARI
Tahta Çıkışı

Alptegin
 962
Ebû İshak İbrâhim
 963
Bilge Tegin
 966
Pîrî Tegin
 975
Sebük Tegin
 977
İsmâil
 997
Mahmûd
 998 
Muhammed (ilk saltanatı)
 1030 
Birinci Mes’ûd
 1030 
Muhammed (ikinci saltanatı)
1040 
Mevdûd
 1041 
İkinci Mes’ûd
 1048 
Bahâüddevle Ali
 1048 
Abdürreşîd
 1049 
Tuğrul
 1052 
Ferrûhzâd
 1052 
İbrâhim
 1059 
Üçüncü Mes’ûd
 1099 
Kemâlüddevle Şirzâd
 1115 
Arslan Şâh
 1116