site içi arama

Sir Derya (Ceyhun) Boylarından Anadolu'ya: Oğuzlar (Türkmenler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sir Derya (Ceyhun) Boylarından Anadolu'ya: Oğuzlar (Türkmenler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2016 Pazar

1. Oğuz Ana Kütlesinden Kopmalar

X. yüzyılın ikinci yarısından sonra Oğuz ana kütlesinden iki ayrı kopma oldu. Bunlardan birinci bölük Karadeniz‘in kuzeyinden Balkanlar‘a inerken, ikinci bölük ise göç yeri olarak kendi devletine bağlı bir uç Ģehri olan Cend‘i tercih etti.

Uzlar: Greklerin ―Uz‖ (Uzoi), Rusların ―Tork‖ veya ―Torci‖ (Türk) adını verdikleri birinci bölük, X. yüzyılın ikinci yarısından sonra Oğuz ana kütlesinden ayrılarak, uzun bir göç hareketine giriĢti. Önce, Hazar denizinin kuzeyinde oturan soydaĢları Peçenekleri batıya iterek, onların yerlerine sahip oldu. Peçenekler ise Karadeniz‘in kuzeyine göç ettiler. Bundan sonra batı yönünde harekete geçen Uzlar, Etil nehrini aĢarak, Peçeneklerin arkasından Karadeniz‘in kuzeyindeki bozkırlara yayıldılar (1054). Uzlar, bununla da kalmadılar; Peçenekleri arkadan sıkıĢtırmak suretiyle onların Tuna nehrini geçip Balkanlar‘a inmelerine yol açtılar. Fakat, Kiyef Knezliği, Uzların bölgeye hâkim olmalarına ve yayılmalarına fırsat vermedi. Kiyef Ģehri çevresine kadar ilerlemiĢ olan Uzlar, Ruslar tarafından geri püskürtüldü. Bundan sonra Uzlar, kendi arkalarından Karadeniz‘in kuzeyine ulaĢan Kuman Türklerinin baskılarına mârûz kaldılar. 1065 yılında, 600.000 kiĢilik büyük bir kütle halinde Tuna nehrini geçen Uzlar, kollara ayrılarak, Balkanlar‘a dağıldılar; Trakya ve Makedonya‘ya kadar uzanan geniĢ bir akın hareketinde bulundular. Uzların bu akın hareketi, baĢta Bizans olmak üzere Batı dünyasında büyük korku ve dehĢet uyandırdı. Fakat bu sırada meydana gelen Ģiddetli soğuklar, Uzlar arasında salgın hastalıkların çıkmasına sebep oldu. Bu yüzden onlar, büyük mal ve can kaybına uğrayarak zayıfladılar. Bu durumdan yararlanan Peçenekler, yılgın ve periĢan vaziyette olan Uzların üzerine saldırarak, onları dağıttılar. Bundan sonra Uzlar, bir kuvvet olmaktan çıktılar ve bir daha da kendilerini toparlayamadılar.

Peçenek darbesinden sonra Uz kalıntılarının bir kısmı, Kiyef Ģehri çevresine dönerek, buraya yerleĢti. Balkanlar‘da kalan Uz kalıntıları da Bizans ordusunda hizmete alındı. Bizans ordularının saflarında Malazgirt savaĢına katılan Uzlar, kıyafetlerinden ve konuĢmalarından soydaĢları olduklarını anlayarak, Selçuklu ordularının safına geçip, savaĢın Türkler tarafından kazanılmasında baĢlıca rol oynadılar.

Selçuk Beye Bağlı Oğuzlar: Ġkinci bölüğe gelince, tarihte asıl rolü, birincisine göre daha küçük olan bu bölük oynayacaktır. Oğuz ana kütlesinden ayrılmadan az önce bu bölüğün baĢında Selçuk adında bir bey bulunuyordu. Selçuk, Oğuzların Kınık boyuna mensup bir aileden gelmekteydi. Büyük bir ihtimalle, kendisi, babası ve büyük babaları, Kınık boyunun baĢkanı idiler.

Selçuk, Oğuzlar Devletinde ordu komutanı (sü-baĢı) idi.6 ―Temür Yalığ‖ (Demir Yaylı)7 unvanı ile anılan babası Dukak, devlet iĢlerinde söz sahibi bir bey idi.8 X. yüzyılın birinci yarısı içinde sü-baĢı olan Selçuk, ―yabgu‖ unvanı ile tanınan Oğuz hükümdarının yerini almak gibi yüksek siyasî bir gayenin peĢinde olmakla birlikte henüz genç ve tecrübesizdi. Nitekim o, henüz güçlü hale gelmeden, bir toplantı sırasında protokolda olması gereken yerin üzerinde bir mevkiye oturmak suretiyle, bu niyetini açığa vurdu.9 Bu sırada gayesi ile denk bir güce sahip olmadığı için yabgu ile mücadeleyi göze alamayan Selçuk, kendisine bağlı birlikler ve ailelerle birlikte Oğuzlar Devletinin kıĢlık merkezi Yenikent‘den ayrılarak, Ġslâm gazilerinin toplandığı bir uç Ģehri olan Cend‘e gelip yerleĢti. Cend, Oğuzlar Devletine bağlı bir Ģehir olup, Oğuz yabgusuna vergi veriyordu. Öte yandan, Oğuz yabgusu, bu ayrılıĢı ciddîye almamıĢ olacak ki, Selçuk‘u takip etmeye bile lüzum görmedi.

Kaynak: Türkler Ansiklopedisi


Sir Derya (Ceyhun) Boylarından Anadolu'ya: Oğuzlar (Türkmenler)

Türklerin topluca Ġslâm dinine ve medeniyeti çevresine girmeye baĢladıkları X. yüzyılda Türklük dünyası siyasî bakımdan tamamen parçalanmıĢ, Türk toplulukları da birbirleriyle mücadele eder durumdaydı. Daha doğrusu, bu yüzyılda, Orta Asya‘nın tamamına ve Türk topluluklarının hepsine birden hükmeden bir Türk devleti bulunmuyordu. Türklük dünyasındaki sonu gelmez iç mücadeleler de, zaman zaman Türk topluluklarının bölünmelerine ve göç etmelerine yol açıyordu. Çünkü, mücadeleyi kaybeden taraf, genellikle kendisine yeni bir yurt aramak zorunda kalıyordu. BaĢka bir ifade ile onlar, istiklâllerini değil, yurtlarını fedâ ediyorlar ve üzerinde hür olarak yaĢayabilecekleri yeni bir yurt arayıĢına çıkıyorlardı. Yeni yurt arayıĢı için yapılan göçler, Orta Asya içinde herhangi bir bölgeye olabileceği gibi, Orta Asya dıĢında baĢka bir ülkeye de olabilmekteydi. X. yüzyılda Orta Asya‘da Türk göçlerinin hemen hemen tek bir istikâmeti vardı; o da batı idi. Esâsen, batıya, yani Karadeniz‘in kuzeyindeki bozkırlara, Orta Avrupa‘ya ve Balkanlar‘a olan Türk göçleri Hunlardan beri devam ediyordu. XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren buna bir de Ġslâm ülkeleri üzerinden Bizans‘a ait Anadolu eklendi.

X. yüzyılda, Türk dünyasını temsil eden büyük Türk topluluklarından biri de Oğuz Türkleri idi. Bu yüzyılda Oğuzların Hazar denizi ile Seyhun (Ġnci/Sir Derya) nehrinin orta yatakları arasındaki sahada bağımsız bir devletleri vardı. O zaman Seyhun nehrinin kuzeyindeki sahaya ―Oğuz Bozkırı‖ denmekteydi. Yarı göçebe, yarı yerleĢik hayat yaĢayan Oğuzların, Seyhun havzasında Yenikent, Cend, Suğnak, Karnak, Sapran, Sütkent, Karaçuk (Farab) ve Barçınlığkent adları ile anılan birçok Ģehirleri bulunuyordu.

―Yabgu‖ unvanını taĢıyan Oğuz hükümdarı, Yeni-kent‘te oturuyordu. Burası Oğuzların kıĢlık merkezleri idi. Yabgu‘nun vekili ise, ―köl-erkin‖ unvanını taĢıyordu. Orduya da ―sü-baĢı‖ komuta ediyordu. Ayrıca, ―tarkan‖, ―yınal‖ ve ―bey‖ unvanına sahip kiĢiler de ayrı ayrı idareye katılıyorlardı

X. yüzyılda Oğuzlar, ―Boz-ok‖ ve ―Üç-ok‖ olmak üzere iki kola ayrılıyorlardı. Bu ikili teĢkilâtın temeli, Türk soy kütüğünün atası olan Oğuz Kağan‘a dayanıyordu. Boz-ok kolunu Oğuz Kağanın ―Gün, Ay, Yıldız‖, Üç-ok kolunu da ―Gök, Dağ, Deniz‖ adlarında oğullarının her birinden olan dörder oğuldan türemiĢ boylar temsil ediyordu. Bu duruma göre, Oğuzlar, ―sağ kol‖ olan Boz-oklarda on iki, ―sol kol‖ olan Üç-oklarda da on iki olmak üzere toplam yirmi dört boydan meydana geliyordu.1 Her boyun baĢında da ―bey‖ unvanını taĢıyan bir baĢkan bulunuyordu. Beyin görevi, boydaki iç dayanıĢmayı korumak, hak ve hukuku sağlamak, gerektiğinde boyunun çıkarlarını silâhla savunmaktı.2 Öte yandan, her boyun kendisine özgü bir damgası, her dört boyun da bir ―ongun‖u
(töz: ata kabul edilen kuĢ. Bu kuĢ hiç bir Ģekilde avlanmaz ve eti de yenmezdi) vardı. Ziyafetlerde (toy, Ģölen, hân-ı yağma) ve toplantılarda (kengeĢ veya térnek) her boyun ve beyinin yeri (orun) ve yiyeceği (ülüĢ) önceden belirli idi.

Diğer Türk toplulukları gibi Oğuzlar da, kuzey-batı komĢuları Hazarlar, kuzey komĢuları Peçenekler, kuzey-doğu komĢuları Kimekler/Kıpçaklar, doğu komĢuları Karluklar ve Çiğiller ile mücadele halindeydi. Bu mücadele hem Oğuzlar, hem de komĢuları için son derece yıpratıcı olmaktaydı. Öte yandan, Türk devletinin çöküĢlerine sebep olan iç mücadeleler, Oğuzlar Devleti‘nde de eksik olmuyordu. Nitekim, iç mücadeleyi dıĢ mücadele tamamlayacak, Oğuzlar Devleti komĢuları Kıpçakların sürekli saldırıları sonucunda, XI. yüzyılın baĢlarında çökerek, siyasî varlık olmaktan çıkacaktır.

Kaynak: Türkler Ansiklopedisi